Acıdan Sanat Yaratmak Frida Kahlo

Baştan sona acı veren bir hayat ve tüm bu acılardan beslenip ondan sanat çıkaran bir kadın, Frida Kahlo. Böyle bir kadın nasıl anlatılır emin değilim aslında.

Kadın: Erişkin dişi insan, hatun, hatun kişi, zen. Sözlük anlamına bakınca ne kadar basit bir tanımlama diye düşünüyor insan. Oysa bu kadar kolay değil hiçbir kadını tanımlamak. Herhangi bir kadın düşünelim ya da kendimizi. Korkunç bir kazanın ardından biter miydi hayatınız? Her yeriniz paramparça olmuş, sizi aylarca yatağa mahkûm etmiş, dayanılamayacak acılar getiren bir kaza. Hayatınıza nokta mı koyardınız, dayanamaz isyan mı ederdiniz onca acıya? Neden ben mi derdiniz? Yoksa bu durumu yeni hayatınızın başlangıcımı kabul ederdiniz? Her iki durum da bir bitiş aslında.

 

Dönüm Noktası

Frida’nın seçimi ikincisiydi. Kazadan arda kalan parçalanmış kemikleriyle, ezilmiş dokularıyla, darmadağın kalbiyle, kalan parçalardan yeni bir kadın yarattı Frida. Aylarca yatakta kalıp, alçılar, korselerle gecen bir ömür, hayatına giren pek çok insan ve erkek ama en önemlisi Diego, ünlü ressam. Aralarındaki bağ karmaşık. İlk günden son ana kadar birbirine aşık, ayrı kalamayan ama birlikteyken de yapamayan ünlü evli çift. Diego’nun kazadan daha çok canını yaktığını söyler Frida. Belki de onca fiziksel acıya katlanabilmesinin yegâne sebebiydi Diego. Ruhsal acılar böylesine yoğunken fiziksel acılarını yok sayıyordu belki de. Birbirine bu kadar aşık iki insan nasıl oluyor da sadakatsizliğe katlanabiliyordu peki? Belki de tam tersiydi durum. Aşktan geliyordu her şey. Hani gözü kör eder ya aşk, oydu yaşadıkları. Birbirlerine müdahale etmeden, birbirlerinin sınırlarına girmeden, bağımsız bir evlilik, bir o kadar da özgür iki ruh. Saygı mı duyarsınız, öyle ilişki mi olur dersiniz bilemem ama bildiğim bir şey var ki birbirlerine olan inançları, bağlılıkları ve saygıları.

Yattığı aylarda odasının tavanına annesinin astığı aynaya bakarak başlıyor çizmeye Frida. Elbette tek gördüğü şey kendi ve kırık dökük bedeniyle ruhu olduğundan otoportreler çiziyor hep. Yaş aldıkça Frida, çizimleri daha net, karamsar ve belki de ürkütücü oluyor. Gülümsediği hiçbir portresi yok, hayatında da acılarını unutup gerçekten gülümsediği hiçbir anı olmadığı gibi. Ne de olsa kendi gerçekliğinin resmini çiziyor Frida. Ne yaşadıysa onu çiziyor. İki kez bebeğini kaybediyor oysa en çok istediği şeylerden biri de anne olmak. Bir evlada sahip olamama, sahiplenememe duygusunu farklı bir yönde kullanıyor:

Devrim!

Öylesine adıyor ki kendini bu davaya, ölüme adım adım yaklaşırken tekerlekli sandalyesiyle cansız vücudu, solgun yüzü ve umutsuz ruhuyla eylemcilerin arasında yerini alıyor. Öyle ki bu davanın acılarının ve sakatlığının çok ötesinde olduğunu söylüyor.

Satırlarca, sayfalar dolusu yazı yazılabilecek, saatlerce konuşulabilecek bir kadın. Kadın kelimesinin anlamını genişleten. Güç, irade, tutku, fark, inanç, umut, bağlılık gibi kelimeler ve de ötesi.

Bir çoğumuzda hayranlık bir çoğumuzda tam tersi duygular uyandıran kadın, Frida Kahlo… Benim içinse tek cümle ile özetlersem güçlü ve güzel yürekli kadın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir