Bir Havva Kızının Hayal Kırıklığı

“Eğer aynı acı gerçeğe yeterli sayıda insan gülümserse, acınası olmaktan çıkıp komik bir şakaya dönüşüyordu.”

“Ustam ve Ben” kitabındaki Elif Şafak acısı içime çökmüş, “Havva’nın Üç kızı” kitabında ise “Şaka mısın ya?” dedirtmişti. “Aşk” kitabında büyüleyen, “İskender” de kalbimizin yerini şaşırtan yazar ne oldu da son kitabında soğuttu beni kendinden?

“Havva’nın Üç Kızı”na bir önceki kitabında yaşadığım hayal kırıklığından dolayı mesafeliydim. Kitap kulübü yaz ayı kitaplarından biri olarak seçince aldım elime ve bir çırpıda bitirdim. Yazarın akıcı üslubu, merak ettiren olay örgüsü çabuk okunmasını sağlıyor kitabın da… verdiği tat eskileri aratıyordu.

Kitabın kapağının hikayesine bakalım: “…Dostluk ve kız kardeşlikte bütünleşen, farklı dünyalara rağmen yan yana gelen üç kadın… Kolâj tekniğiyle hazırlanan kapakta üç yüzün mükemmel bir bütünlük içinde olmaması, hikâyenin kahramanı üç kadın arasında var olan gerilimin görsel anlatımı…”

Kitabın arka kapağı: “Şirin, Mona ve Peri… Günahkâr, İnanan ve Şaşkın. Münkir, Mümin ve Mütereddit… Böylesine farklı üç genç kadın nasıl bir araya gelebilir? Arkadaş olabilirler mi sahi? Hatta kız kardeş?”

Her bölümde bahsedilen, kapağa ismini veren bu üç kadından ikisi (Şirin-Mona) nerede? İsimleriyle varken derinlikleriyle yoktan ibaretler. Bu şekilde nasıl kahraman olabilirler ki?

Ortadoğu coğrafyasından çıkmış üç kadının ve günümüz toplumunda dikkate değer bir şekilde ayrıştırma amacıyla kullanılan inanç farklılıkları. Konu dikkate değer özellikle de sorgulama “Tanrı” felsefesi üzerinde yapılmaya çalışılırken.

Mütereddit arada kalmış Peri. Sıradan bir sonbahar günüydü İstanbul’da, birini öldürebileceğini anladığında…” “…sıradan bir günde, en son beklediği şey, birdenbire ruhundaki boşlukla yüzleşmekti.” Çantasının peşinden koşan Peri’nin önce vücudu hatırladı Oxford günlerini, daha sonra cüzdanında taşıdığı polaroid fotoğrafı berduşun elinde görünce zihni. Peki, unutulmaya çalışılan bu geçmiş Azur’un iplere astığı notlar gibi sevdiği şiirleri yatak odasındaki iplere asarken, Azur’un akademik alandaki yayınlarını takip ederken ve Mona ile iletişimi hiç kesmemişken nasıl olmuştu da bir fotoğrafla yüzeye çıkmıştı?

Yoksa yüzeye çıkmasını sağlayan berduşun içindeki şiddetin Peri’nin içindeki şiddeti uyandırması mıydı? Ailesinin ve arkadaşlarının gözünde iyi bir insan olan Nazperi Nalbantoğlu geçmişte yaptığı kötülüğü mü hatırlamıştı? Ne de olsa “insan hep bir şeyler öğreniyordu başkalarından. Kimisi güzellik öğretiyordu, kimisi zalimlik.”

            “…geçmişin kilitli kapıları açılıvermişti. Şimdi zihnine akıyordu eski hatıralar. Bastırdığı, sakladığı hatta unuttuğunu sandığı ne varsa çıkıyordu ortaya.”

            Oxford’daki ilk arkadaşı Şirin. İran’da doğan, ailesiyle beraber ülkesinden kaçıp ülke ülke gezen, güçlü bir albeniye sahip münkir Şirin. Profesör Azur’u kılavuzu olarak gören, kendisini sorgulayarak değiştiren ve Havva’nın üç kızını aynı evde toplayan kişi. Hikaye kahramanı olarak Mona’dan daha fazla yer tutan; ama temsil ettiği münkir ruhu derinlemesine verilmeyen.

Mona. Hakkında en az bahsedilen. Önce okul bahçesinde karşılaşmalar, Azur’dan beraber ders almalar ve son olarak aynı evi paylaşma. İnancınca sonuna kadar bağlı, ateşli bir savunucu.

Azur. Kimdi Azur? “ Paneldeki kendinden emin tartışmacı; günlük hayatta sürekli ilgi görmeyi seven benmerkezci akademisyen; sınıfta göz korkutan ceberut hoca; ofiste talepkar Engizisyon hakimi; evinin mahremiyetinde ise kibar, müşfik ev sahibi…” Zıt düşüncelere sahip insanların bir araya gelmesini böylelikle diğer düşüncelerin anlaşılıp kabul edileceğini savunan profesör. Üç kız kardeşi bir araya getirerek birbirlerini sevmelerini amaçlayan kişi. Geçmişi hakkında bilgi verilerek ve hikayenin kısa bir bölümü onun tarafından anlatılarak bir kez daha şaşırmama sebep olan kişi.

Geçmiş ve bugün arasında giderek anlatılan hikaye kurgusu boşluklarla dolu. İnsanı merak ettiren sorularla dolu. Mesela Adnan nasıl girmişti Peri’nin hayatına ve nasıl derman olmuştu yaralarına?

Ve kitabın sonu! Şok eden ve saçma bir sonla tekrar sordum kendime “”Şaka mısın sen ya?”

Kapağına ve konusuna bakarak istediğim şey her üç kız hakkında da derinlemesine bilgi sahibi olmaktı. İki uç arasında büyüyen şaşkın Peri ile yollarını belirlemiş mümin Mona ve münkir Şirin. Kendi yollarını çizme hikâyelerini Azur’un hikayesinden daha çok öğrenmek isterdim. Başta demiştim ya kitaba adını veren kahramanlar olarak derinlikleri yok diye… Bilmem anlatabildim mi?

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir