Gogol İle Tanışmam

Rus edebiyatı denince aklıma gelen tek yazar Dostoyevski ve tek eser de onun baştacı yaptığım kitabı “Suç ve Ceza”ydı. Geç de olsa Gogol ile tanışıncaya kadar.

Ch’i Book Cafe’nin kitap sohbetlerinde konuşmak ve yorumlamak üzere seçilmişti “Bir Delinin Anı Defteri”. İyi ki belirlenmiş ve keyifli bir sohbete ev sahipliği yapmıştı Ch’İ Book Cafe. Teşekkürler güler yüzlü, kitap dostu Safiye ve Meryem Hanım.

Çeviriyi yapan yayın evinin tercihine göre kimi anı kelimesini kullanmış kimi de hatıra. Kimi üç öykü koymuş içine kimi altı. Benim tercihim Hasan Ali Yücel Klasikler Serisi oldu. Gogol’un kaleminden, Mazlum Beyhan’ın özenli çevirisinden altı hikaye okudum. Bunlar: Neva Bulvarı, Burun, Portre, Bir Delinin Anı Defteri, Fayton.

Hikayeleri okudukça kahramanlardan önce olayın geçeceği mekan ve sosyal ortam tüm ayrıntıları ile tanıtılmaya çalışılmış. Kahramanımızın içinden çıktığı ortamın, olayların cereyan etmesindeki etkisinin farkında olalım diye bence. Ya da büyük bir yazı ustası olan Gogol’un resim sanatına duyduğu hayranlıktı belki de. Hikayelerinde ressam kahramanlarla karşılaşmamız ve bir tablo gibi gerçeğin tasvirlerini yapması bundan kaynaklı olabilir. Bu gerçeklikten de çekiniyor ve “Portre” adlı hikayesinde ressam olan kahramanın ağzından şu sözler dökülüyor:

“İnsana rahatsızlık veren eksiklik, doğaya fazla sadık olmaktan mı kaynaklanıyor? Ya da bir konu, özüne nüfuz etmeden, ondaki bütün anlam katmanlarını açığa çıkaran gizemli ışığı yakalamadan duyarsızca ele alındığında, ortaya çıkacak olan şey, yalnızca insanın içini allak bullak eden korkunç bir gerçeklik midir? Tıpkı, güzel bir insanın içine, özüne ulaşmak amacıyla neştere sarılmak gibi: ortaya dökülen iç organlar, insanın yüreğini kaldıran bir manzara değil midir?”

              Rus gerçekçiliğinin gelişiminde önemli rol oynayan yazarımız insanın yüreğini kaldıran bir manzara olmasın diye hikaye kahramanlarının yaşamlarına olağanüstülükler getirir. Öyle olağanüstü şeylerdir ki –her biri aslında bir simge- yalnız başına geldikleri kahraman tarafından dikkat çekilen. Ve itiraf eder “Burun” adlı hikayesinde:

“Kabul etmek gerekir ki pek çok yerde pek çok anlamsızlıkla karılaşıyoruz… Öte yandan, şöyle derinlemesine düşünecek olursanız, apaçık belli ki bu işin içinde bir iş var ve de bütün bunların bir anlamı…”

              Bürokrasi, sınıfsal farklılıklar ve orta sınıfta olan kahramanlar… bir üst sınıfa dahil olabilmek adına çabalamalar… aşılamayan sınırlar… duvarların gerisinde kalıp kendini İspanya kralı ilan eden aklı yitmişler, cinnet geçirip kendini öldürenler veya acılı, hastalıklı ölümlerle aramızdan ayrılanlar… ya da içinde bulunduğu ortamın hiç farkında olmadan, bildiği tek şeyi yapmaktan vazgeçmeyen ve hayatına girmesine izin verdiği ilk yenilikle başkalaşan ve o tek yeniliğin kaybıyla yitip gidenler… mutlu sonu yok bu hikayelerin. Ne demek ister Gogol bilmem ; ama yaşam felsefemizi sorgulamalıyız “Neva Bulvarı”nda geçen şu satırlarda:

“Nasıl da tuhaf, nasıl da anlaşılmaz oyunlar oynuyor alınyazımız bize! Acaba arzuladığımız bir şeye hiç kavuştuğumuz olmuş mudur… kavuşmak için var gücümüzü harcadığımız bir şeyi elde etmişliğimiz? Galiba bunun tam tersi oluyor hayatta. Kimi, gösterişli atların çektiği şık bir araba için yanıp tutuşur ve yanından hızla geçen arabaların ardından özlemle dilini şaklatırken, kiminin şahane atlar koşulu göz alıcı bir arabası oluyor, ama o neye sahip olduğunun bile farkında olmadan biniyor arabasına. Kiminde şahane bir aşçı, ama iki minik lokmadan başka bir şey giremeyeceği yüzük kadar bir ağız olurken, kiminin hangar gibi ağzı oluyor, ama onda da yiyecek kuru ekmekten başka ara ki bir şey bulasın!”

              “Bir Delinin Anı Defteri”nden uzak kaldığım yılları düşündükçe utanıyorum. Akıcı diliyle keyifle okuduğum ve hikayelerine sinen hüzünle sevdiğim sevgili Gogol, hoş geldin dünyama. “Ölü Canlar” ile en kısa zamanda yeni bir merhaba diyeceğim sana.

             

2 thoughts on “Gogol İle Tanışmam

  1. Sevgili Tuğba hocam,

    İndigo yayınlarından okuduğumuz “Bir Delinin Hatıra Defteri” 3 hikayeden oluşmakta. “Bir Delinin Hatıra Defteri”, “Burun” ve “Palto”. En sevdiğimiz hikaye, Dostoyevski’nin “Hepimiz Gogol’un Palto’sundan çıktık” dediği Palto oldu. Gogol’un üç hikayesinde de önemli kişilere, sınıf farklılıklarına vurgu yaptığı bu eser okunması gereken temel eserlerden. Sizlerle kitaplara dair konuşmak, sizin bakış açınızdan kitaplara bakmak bize çok keyif veriyor, kaleminize sağlık.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir