Mektupta Saklı Bir Aşk – Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu

Çocuk yaşta tohumu atılan bir aşk ne kadar sürebilir? Ya da çocuk ruhta alev alan bu aşk sevgiliye ne kadar sadık kalabilir? Cevabınız “Bir ömür.” ise şayet, işte karşınızda bu aşkın kitabı: Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu.

“Görünüşüyle ve eylemleriyle hep sıradanlık izlenimini yaratmış bir kişilikte gizli olan bu karakter özelliklerini bir biyografi çerçevesinde böylesine ustaca işleyebilmek, ancak Stefan Zweig’in psikoloji birikimine sahip bir yazarın üstesinden gelebileceği bir iştir.”diye yazmış Ahmet Cemal “Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu ya da Aşkın Psikolojisi” başlıklı yazısında. Ne demek istediğini çok iyi anlarsınız Zweig’in bu kitabını okursanız. Çünkü Zweig’in kadın karakter ağzından hikayenin anlatıldığı bu kitapta erkek parmaklarının kadın nefesiyle çıkan satırları yazdığını göreceksiniz.

“…kimdim ki ben? Bir zamanların o içi yanan çocuğu muydum, çocuğunun annesi miydim, yoksa bir yabancı mıydım?”diye kendisine sorular soran bu kadını merak ediyoruz. Bu kadın ki ömrünü sevdiği erkeğe adamış ve yaşamını bir bekleyiş üzerine kurmuş. Bu bekleyiş ki çocukluktan uyanışıyla başlayan ve ömrüyle son bulan. Bu kadın ki çocuğu için güzelliğini satmaktan çekinmeyen ve hala sevdiği adama sadık kalan. Bu kadın ki çocuğu için yeryüzünün bütün zenginliklerini isteyen… ve bunu isterken çocuğunun sevdiği adamın hayatına ait olan alanına yükselebilmesini amaçlayan.

 

Bu sonsuz aşkın sahibi tanınmış roman yazarı R. derin bir tutkunun öznesi olduğunun farkında bile değildir. Kimdir bu karşılıksız aşkın kahramanı? Cevabı satırlarda: “Fakat sen kimsin ki benim için? Sen, beni asla, asla tanımayan, bir su birikintisinin yanından geçercesine yanımdan çekip giden, bir taşa basarcasına üstüme basan, hep, ama hep yoluna devam eden ve beni sonsuz bir bekleyiş içinde bırakan sen, kimsin ki benim için?”

 

Mektup bir ölüm haberiyle başlıyor ve bir ölümle de son buluyor. Hayatının tüm güzelliği olan aşkını R.’den gizli yaşayan ve R.’nin hayatında yılda bir gün güllerle güzelleştirmeye çalışan kadın… Dokunmamıştır sevdiğinin hayatına. Susmuş ve ona ait hayatı yaşamıştır, o bunu asla bilmeden. Ölüm karşısında yatarken masum bir şekilde ilk kez anlatmak istemiştir her şeyi sevdiğine. Sadece ona ait olan hayatı bilsin diye. Vedası da “Seni seviyorum” ile olmuştur.

 

Aşkı büyüktür kadının; ama acı bir gerçek vardır: çocuğu dün ölmüştür. İçgüdüye en yakın duygu diye adlandırılan annelik baskın gelmiştir aşkının gücüne de. Onu hayata bağlayan iki erkek vardır. Biri hayatının sahibi olan R. , biri hayatını adadığı oğlu. Ölüm tutunca elinden oğlunun diğer elini de o tutmuştur anne olarak.

 

O kadın ki aşkına sadık… o kadın ki bir anne… ve Zweig öyle bir yazar ki aşk mektubunun içinden anneliğin o paha biçilmez sevgisini gözler önüne seren bir erkek.

 

Son bir uyarıda bulunayım yazımı  sona erdirmeden:Yazdıklarımı okuyup da anneliğin ne yüce bir duygu olduğunu ve anne ile çocuk arasındaki bağlılığa dair satırlar okuyacağınızı düşünmeyin “Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu”nda. Bu kitap bir aşk hikayesini anlatıyor. Doğrusu yanlışı ile bir kadının çocuk yaşta başlayıp da yaşamı son bulana kadar bir adama duyduğu aşkı. Ben Zweig’in bir erkek olarak kadın psikolojisini anlatabilmekteki yeteneğine hayranım bu kitapta. Çocuğuyla geçirdiği hiçbir anını okumadığımız kadın, çocuğunun olmadığı bir dünyada yaşamayı reddediyor ve ölümü seçiyor. Hastalıklı bir düşünme mi? Evet, belki öyle. Ama bu kadın hastalıklı bir aşka da sahip değil mi?

 

Kadın; aşk… Kadın; anne…

 

Okuyun, düşünün. Takdir sizin.

 

One thought on “Mektupta Saklı Bir Aşk – Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu

  1. Bende daha yeni, geçen hafta elime aldığım gibi bitirdim. İçim nasıl gitti anlatamam. Bu da benim kitaptaki enn etkilendiğim söz; “Sabret sevgilim, beni dinleyeceğin bu çeyrek saat yüzünden yorulma, çünkü ben seni bütün bir hayat boyunca sevmekten yorulmadım.”

    Bana da beklerim ^^ sanatinsaklisirlari.blogspot.com.tr

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir